Varlığına aşık olduğum adam

Aydınlanamayan günlerimin sebebi;
Doğan güne kimle açtıysan göz kepenklerini,
O kadından ihanetlerin en büyüğünü yaşarsın umarım.
Yaşattıklarının on mislini tat ki, içim rahata ersin az biraz.
Tüm ahlarım sana armağan, tüm küfürler sana adanmış, tüm hakaretler senin uğruna sere serpe…
Nefret ediyorum ulan işte!
Bensiz nefes aldığın her yeni günde, yeniden nefret ediyorum senden…
Tek dileğim her yağmurlu günde benden beter olasın.
Yazarken yutkunamıyorum, gözlerimi de yumdum.
Varlığına aşık olduğum adam, yokluğunda ölüyorum.
Elbet bir gün yaktığın kadar yanacaksın!
Şimdi; kokusu ona buna sinmiş bütün kadınlara armağansın.
Alçaldıkça alçaldın, düştükçe düştün gözümden.
Verdiğin sözleri bir bir hatırlıyorum, sesini dahi unutsam da.
Biliyorum pişman değilsin ama karşıma çıktığında en çok sen ağlayacaksın.

Tuğba Karademir

 

İyi geceler.

Hadi ama sevgili, böyle ağır ceza mı olur ki?

Şimdi ben her gece başımı yastığa koyduğumda gidişini defalarca film sahnesi gibi başa alıp alıp izleyecek miyim?

Her gece ve her sabah ilk işim seni özlemek mi olacak?

Ha bir de yağmurlu gecelerde ağlamak farz öyle mi?

İnsafsızlığında böylesi.

Bari kokun burnumda tütmesin.

Hiç mi hafifletici sebepleri yok kabahatlerimin?

Af da çıkmaz bilirim, lâkin bu ayrılıkta azmettiren sendin.

Ben senden sonra profesyonel bir katil oldum biliyor musun?

Başta beni, ardından tüm kenti ateşe tuttum.

Beni sevdiğini söyleyenleri bir bir sırtından bıçakladım.

Yalanlar söyledim, itina ile aldattım.

İhanetlerim dağ oldu sevgili, bir bir birikti.

Şimdi tek suçlu bensem onca insanın vefaatında,

Yalnız ben girdiysem onların günahlarına…

Peki; varsın kokun da tütsün burnumda!

Zaten yalandı tüm söylediklerim, göz yaşlarım ve hatta yazdıklarım!

Ben zaten seni hiç özlemedim ki…

Sadece biraz rahat battı, hepsi bu.

Özlemeye vaktim mi var hem?

Her gece ölmek ve her sabah yeniden dirilmek; epey ağır iş.

Cidden bak, dürüst olmak gerekirse hiç yakmadı canımı bu gidiş.

Birazcık öldüm gibi, biraz da savruldum sanki.

Neyse, okumayacağını bile bile onlarca şiiri sana köle etmek de ayrı bir zevk, sen bilmezsin şimdi.

Hadi güzel gözlüm, bu gece de çektim cezamı, uyumalıyım artık.

Sana onun koynu cehennem olsun, bana bu dört duvar zindan.

İyi geçmeyecek bundan sonraki geceler, yine de sana iyi geceler.

 

 

Tuğba Karademir

Ayrılık; ceset kokuyor.

Bu kez vazgeçiyorum kokundan…

Bu kez göze alıyorum yokluğunda her gece ağlama krizlerini…

Bu kez ben sensizliği seçiyorum canımın içi.

Çünkü sen var gözükürdün hep ama yoktun.

Sen yanımda yoksun…

Hiç olmadın ki.

Ben; sevgiden yoksun… Ben; aşkta yetim.

Sen hep kötü oyuncuydun sevgilim.

Bana yalan söylediğinde gözlerini çok sık kırpardın.

Fazla terlerdin. Terine bile aşık ben; kokuna doyamazdım.

Sen “bu kez de paçayı yırttım” diye düşünürken ben kokunla sarhoş olur,

Ciğerlerimi parçalardım.

Kaburgam dar gelirdi, daha çok içime çekmek isterdim kokunu.

Yırtardım göğsümü.

Sen aklından neler geçirirdin…

Artık pes ediyorum sevgili.

Seni nefesinde boğulduğun fahişelere armağan ediyorum vicdansızlığını siktiğim!

Biliyorum ki; tek yaş dökmeyeceksin, canın sağ olsun.

Canım…

Köpek gibi özleyeceğimi bile bile gidiyorum.

Ayrılık; ceset kokuyor.

Morg gibi.

Ölüm, soğuk derler ya hani.

Bu ayrılık içimi ısıtıyor.

Ben ilk kez “yokluğun” düşüncesinde donmuyorum soğuktan.

İlk kez üşümüyorum.

Aksine içim ısınıyor, uyuşuyor parmaklarım.

Bu gidiş; yeni bir var oluş.

Belki yeniden doğuş.

Özgürlük gibi değil sakın kızma.

Tüm özgürlükler senin yanında, yüreğinde tutsak kalmak kadar mutlu etmez beni, bilirsin.

Ama işte, sen de rahat edeceksin.

Tek taraflı bir kurtuluş değil ki bu kastettiğim.

Çift yönlü olacak.

Tek fark; ben bileğimdeki kelepçeleri kırarken ağlayacağım,

Sense kahkaha atacaksın.

Ne çok “sen, ben” dedim değil mi?

Oysa ben bizi hiç ayırmazdım, özneyken bile.

Parçalamazdım “sen ve ben”e.

Bu aşk denen meret bir savaş ve ben beyaz bayrağı çektim.

Sen bunca ihanetinle galip gelirken,

Ben mağlubiyetin yükünü sırtladım, GİDİYORUM!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tuğba Karademir

Hep Var Ol

Sabah 2 duble şiirle uyandır beni mesela ve birkaç dilim aşk ekle yanına.

Bir iki lokma ızdırap iyi gider akşamları bir tabak hasretinin yanında.

Atıştırmalık biraz heyecan lezzet katabilir belki ve ben uyanıkken bile düşlüyorum seni.

Bilmezsin sen, ben uykuya dalmadan evvel sarhoş gibi olurum.

Ne yazdığımı, ne söyledigimi bilmem.

Dökülürüm susam susam…

Ağzımdan laf alacaksan uykuya 5 kala gel yanıma.

Hiç çekinmeden, utanmadan haykırabilirim seni sevdiğimi.

Belki bağıra bağıra şarkı söyleriz, ben yorgun düşerim.

Uyuya kalırım omzunda.

Müsade de ediyorum, uyurken izleyebilirsin usulca.

Hatta düşünüyorum da birlikte uyusak koyun koyuna, uykuya daha çok aşık olabilirim aslında.

Uyanasım gelmez.

Belki ölürüm kollarında.

Neme lazım belki kabus görür korkarım.

Çığlıklarla uyanırım.

Gözlerimi araladığımda yanımda ol, sen hep var ol…

Tuğba Karademir

Sen aşk mısın?

Sana satırlar adamak geliyor içimden,
susuyorum.
Bin bir çeşit cümleler kurmak istiyorum,
susuyorum.
Sana adanacak her cümle dua değerinde sanki, kabul olur mu dualarım?
Korkuyorum.
Susmak…

Sahi, ben susmaktan nefret ediyorum.

Sen bana hiç susma olur mu? Durmadan konuş, bıkmadan dinlerim ben. 

Yalnız bana konuş yeterki ve sen; yalnız bana yaz böyle özel sözler.
Kendimi bildim bileli hastayım ben oysaki,

sen bana deva olana dek hep o hasta küçük kız olarak kalacağımı sanıyordum.
Şifa niyetine gülüşlerin…
Uluslararası bir suç gibi seninle konuşmak.

Tehlikeli ama cezbedici,

Havva’ya olduğu gibi; tatlı geliyor yasak olan. ürkütücü belki ama çekici…

Etkileyici…

Ben bile keşfedememişken içimdeki en gizemli kentleri,

Bir bir aralıyorsun kapıları,

Ardı arkası kesilmeden açıyorsun kilitleri.

En ücra kuytulara adım atıyorsun usulca.

Ben, beni tanıyorum seninle.

Ben, ilk kez sarhoş oluyorum böylesine.

En kırmızı şarap sensin, kan kırmızısı…

Aşk kırmızısı…

Gece kırmızıya boyanıyor seninle.

Sen…

Sahi sen, aşk mısın?

 

Tuğba Karademir

Sen Tarifi İmkansız’ımsın!

TARİFİ İMKANSIZ’IM…
Sen aşksın, canımı canına katmak istediğim canansın…
Ağzından çıkan tek bir harfe, onlarca satır yazdığımsın.
Aşkın zulüm değil bana, aşktan ağzı yananlar kıskansın.
Sen ki nefesini yaşama sebebi kılansın,
Aşkı acı çekmek sananlar, bizi görüp yanılsın!
Gülüşüyle efkar-ı bütünü yok edebilecek güçtesin ya sevdiğim,
Sen ömrümün geri kalanını geçirmek istediğim…
Bir bakışınla beni Rabb’e şükre boğarsın,
Sen ömrümü adadığımsın…
Yaşamak fiili sen olmadan önce de vardı kabul,
Bundan gayrı sen gidersen benden, canımı alacak Azrail halime acır sevgilim,
Sen ki güneşi bile kendine hayran bırakansın.
Kendini güzel sanan cümle alem seni görüp kendinden utansın!
Sen tarifi imkansız’ımsın…! Okumaya devam et

Biliyorum, özledi.

Bazen derin bir nefes alıyorum.
Hiç veresim gelmiyor.
Tutuyorum uzunca.
Hele ki yalnızsam odamda, morarana, tıkanana kadar tutuyorum o nefesi.
Nefesimi…
Sahi, bana ne güzel de ‘nefesim’ derdi.
Şimdi onu hiç ben olmayan kollar sarıyor, boş gözlerlerle bakıyorlar ona!
Öpüyorlar onu usulca.
Belki de onlarla benimle kurduğu hayalleri yaşıyordur kim bilir?
O sabredemedi.
Sabretseydi, yaşardık ki şimdi birer bire onca hayali.
Şimdi hangi kadının saçlarında geziyor elleri?
Sarıldığı kadınların hiçbiri benim gibi bakamaz ona.
Benim gibi düşünemez onu ve kimse benim kadar uyumlu değil onunla.
Ben onun diğer yarısıyım.
Bir parçasıyım.
O parça boş kaldığında yapboz tamamlanamaz, yerim hep boş kalır.
Sevdiğini söylediği kadınların hiçbirini sevmiyor.
O farkında bile değil.
Hepsinde beni arıyor.
Biliyorum.
Özlüyor ama geçiştiriyor hemen o duyguyu.
Kana kana özlememek için hep aklını, kalbini başka şeylerle meşgul ediyor.
Çünkü özlerse çok, dağları toz eder, dinlemez gururunu da çıkar gelir kapıma.
Biliyorum.
Belki de kendimi avutuyorum ama böylesi iyi oluyor.
Acım hafifliyor be.
Daha az kan sızıyor solumdan.
Böylesi iyi, biliyorum biliyorum o da beni özledi.

Tuğba Karademir

Savaştaki kız gibi…

Ben de bir zamanlar aşka düştüm.

Kanadı dizlerim.

Yırtıldı…

Toz toprak oldu yüzüm,

Tanınmadı…

Yolumu kaybettim.

Tüm yollar ona çıkar oldu.

Güvendim o adama.

Sanki asla gecenin bir yarısı alnıma bir kurşun sıkıp terk etmeyecekmiş gibi,

Ya da göğsümü neşteriyle deşmeyecekmiş gibi…

Çok güvendim.

Bir insana hiç kuşku duymadan güvenmek,

Dünyanın en büyük aptallığı olsa gerek!

Aptaldım.

Bir gün masallardaki prenslere benzettiğim şerefsiz öyle bir gitti ki…

Savaş çıktı tüm dünyada sanki.

Ben o savaşta ailesini kaybeden küçük kız gibiydim.

Yalpaladım.

Sağa sola çarptım.

Sarhoş gibi… Okumaya devam et

Ve ben bazen çok severim.

Ve ben bazen çok severim bir adamı.
 Kirpiklerinin kıvrımlarından, tırnaklarına hatta yüzündeki her gözeneğe kadar.
 Tek tek incelerim yüz hatlarını,
 ünlü bir ressamın eserinin çizgilerini incelercesine.
Ama o bilmez,
 boş bakıyorum sanır yüzüne.
Ve hatta hayallere daldığımı falan.
Halbuki o gittiğinde zerresini unutmayayım diye beynime kazırım o şaheserin.
 Çünkü bilirim,
 herkes gibi o da gidecektir.
Aşkı doğru yaşamadığımı biliyorum,
olsun.
Aşk’ zaten doğru bir duygu değil ki.
Hepiniz farklı farklı yaşıyorsunuz sevdanızı.