Bu bir soykırım sevgili!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çok özlemişim.

Yanımda maskelerini deşifre etmemek için kıçını yırtan bunca yüzsüze rağmen gülebiliyorsam tek sebebi sensin.

“Susmak yok” dedim evet, “İçime atmayacağım”.

Ama olmuyor işte huzur kaynağım.

Korkuyorum bir kez daha gidişini seyre dalmaktan.

İhanetlerine bakıyorum, olmuyor. Sıkıca yumuyorum yine gözlerimi.

Yine görmezden geliyorum. Aslında düşünüyorum da; alışmıştım sensizliğe.

Mesaj beklemiyordum da.

Nereden çıkıp geldin yine veya neden?

Madem yapamıyordun bensiz, giderken neyine güvendin?

Bizim sevdamız herkesi imrendirecek cinsten evet de bazen korkuyorum.

Neden gittin, bak bu hala en büyük soru işaretim.

Bir sürü cevap buldum da hiçbiri yakışmadı o soruya.

“Ne yaparsan yap, gitmem” diyen adamı gönderen ne olabilir ki?

Sen giderken ruhumu öldürdün, kalbimi, aklımı, gözlerimi, burnumu, kulaklarımı, kollarımı, bacaklarımı…

Kısacası tüm uzuvlarımı.

 

Ruhumu öldürdün; bir şey hissedemedim senden sonra.

Kalbimi öldürdün; sevemedim bir başkasını.

Aklımı öldürdün; düşünemedim senden sonrasını.

Gözlerimi söktün yerinden; göremedim kimseyi, bakamadım bir başkasına.

Burnum; kokundan başka kokuyu haram bildi.

Kulaklarım; sesinden başka sesi duymamaya yeminli.

Kollarım; yalnız sana açılır sevgili. Başkalarını saramam!

Bacaklarım beni hep sana getiriyor, gidemiyorum senden.

 

Öldürdün beni.

 

Bu bir soykırım sevgili! Sen en azılı katillerden birisin. Her neyse “lütfen”lerimin sahibi;

Lütfen bu kez sözünde dur ve gitme. Ya da neyse, yine “sen bilirsin”.

 

-Tuğba Karademir-

Solun koca bir dünya

Seni özlemeyi özlemişim.

Yokluğun varken her gün yanımda,

Özlemek en büyük işkencelere eş değerdi sevdiğim.

Oysa şimdi, gelecek diye bir mesajın;

Çırpınıyor sol yanım.

Dansa davet ediyor gözlerim gözlerini.

Var mısın benimle aşk denen şarkının ta kendisinde dans etmeye?

Söyle; ister misin birlikte bir ömrü eskitmeyi?

Boynun yepyeni bir kent bana, tenin koca bir ülke.

Hatta solun koca bir dünya.

Aşkı dudakla başlayıp kasıkta bitirenlere inat,

Kirpiklerine kadar seviyorum seni doyasıya.

Tuğba Karademir

Sen benim tek inancımsın.

Canım canına kata kata yandığım;

Alacaksan illa kalbimi al.

Hayallerimi alma, yıkma ve yakma.

Mümkünse sararken kır kemiklerimi,

Ama talan etme zihnimi.

Gözlerini öpesi var göz bebeklerimin.

Kokunu şarap yapıp içesim geldi sevgilim.

Bak tam şimdi tenimin tenine muhtaç olduğunu hissettim.

Sen benim tek inancımsın.

Senin adının geçtiği her cümle duadır örneğin,

Tanrı’dan sonraki sığınağımsın.

Tuğba Karademir

Bu yetimlik canıma yetti.

Ömrümün baharı…

Bu kez hiç savunmasız teslim oldum sana.

Fakat bu aşk, fazla soğuk.

Dün ölmüş bir bebek gibi.

Sen, az uzaksın bana.

Bu kez, zor olacak, bir kez daha.

Hasret, midemi ağrıtıyor.

Heyecan; ellerimin zelzelesi.

Bak ben kıvranıyorum, parçalıyorum solumu.

Özledim işte o doyamadığım sesi.

Zaman ilaç olmadı işte.

Zaman; zehirdi.

Zamanla ölüme terk etti.

Sen benimsin, ben senin.

Bu yetimlik canıma yetti.

Çok bir şey istemedim ki senden sevgili;

Gözleri sen bakan bir bebek,

Bir de işte; bir ömür sevilmek!

Tüm yollarımın çıkış kapısı,

Bu yol da beni sana getirdi.

Hadi, sil artık gözümdeki yaşı.

Solumdan fazla kan sızdı.

Ben “Sen” kaybından ölmeden,

“Oksijenim” dediğim nefesini,

Daha fazla esirgeme sevdiğinden…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tuğba Karademir

Bir dilek tut.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir bakar mısın?


Şuraya… Bak, az daha sola doğru.


Evet, tam orası.


Çok sızlıyor, deştiğin yer sanırım tam o noktaydı.


Gecem, gündüzüm, ömür gözlüm;


Bir dilek tut, göz-yüzümden bir yaş daha kaydı.

-Tuğba Karademir-