Zor ki ne zor

Bazen en gürültülü kalabalıklar ortasında, en ürkütücü yalnızlığı yaşıyorum. Sensizlik zor sevgilim, sen bilmezsin. Boş laf değil bu söylediklerim. Kanıyor ulan en derinim! Eskiden zor; bisikletle yokuş çıkmaktı. Keşke hep öyle kalsaydı. Anlamıyorlar ki, sen benim kalemimsin. Yazma isteğimi peydahlayan tüm düşünceler, tüm hayaller sana ait. Hasretin en savurgan ve hatta belki en kırılgan safhasındayım. Kim bilir şimdi hangi fahişenin koynunda öldürüyorsun bizi! Hangi dokunuşta yitiriyorsun… Kim bilir hangi dudaklar benim intihar sebebim. Hangi koku unutturdu beni sana? Söylesene! Hangi göz benim kadar aşkla baktı gözlerine? Sen en afilli gecelerde kahkahalara kucak açarken ben her gece kalemimle öldürüyorum kendimi. Zehir üstüne zehir kusuyorum. Kanatıyorum kabuk bağlayan en derin yaralarımı. Kendi nefesimde boğuluyorum ulan! Kendimle savaşıyrum. Seni unutamadığı için o övündüğüm hafızamdan nefret ediyorum. Sen nasıl bu kadar derine işleyebildin? Nasıl müsaade ettim… Kime anlatayım şimdi seni? Kim anlar halimden? Kimde arayabilirim vaad ettiğin ve tattırdığın o eşsiz huzuru? Nasıl ısınır artık ellerim? Gittiğin gün… Ulan aklımdan çıkmıyor kör olasıca! Her hatırıma değdiğinde o gün, ne beddualar armağan ediyorum sana… Ne küfürler uğurladım ben ardından, aklın durur sevgili. Gözlerime bakarken çok inandırıcıydı verdiğin sözler. Hep derdim ya “Kıyamet kopacak yarın” desen kuşkusuz inanırdım sana diye. Hah evet, aklımı sikeyim işte! Kime şüphesiz güvenirsen, hayatını alt üst etmeden gitmez. Çünkü sen; güvenirken hayatını altın tepside sunarsın ona. Ve o bir gün mutlaka gidecektir. Elindeki tepsi yük olur elbet, kimisi fırlatır da gider, kimisi yalnızca yere bırakır… Ama mutlaka alt-üst olur hayatın, paramparça… Neyse, ne diyordum ben; aklımı sikeyim sevgilim. Sırf sana inandığı ve yüreğinin bekaretini masumca sana sunduğu için. Sen var ya, ulan sen benim iklimimdin. Gözyaşlarım yağmurlarındı, hep senin uğruna yağdı; güz gibi…Gülüşlerin, güneşimdi sevgilim; yaz misali ve yokluğun kıştı. Hem de karakış! Soğuk, rüzgârlı. Bir türlü ısınamadım senden sonra. Yokluğuna da ısınamadım hem. Gelişlerin var ya, ilkbahardı be. Ömrüme en güzel en nadide çiçekleri açtıran… İlkimdin ulan, iklimimdin! Nasıl unutulur bunca anı, yaşanmışlık? Nasıl unuttun, öğretsene? Bak şarkı ne diyor; unutulur elbet her şehir ve her insan… Doğru mu? Unutulur mu? Yıkık dökük ve terk edilmiş bir konak gibi yüreğim. Artık kimse uğramıyor o viraneye. Bazen birkaç serseri geceyi geçirmek için konaklamak istiyor, kovuyorum. Sen giderken dev bir enkaz bıraktın ardında. Görmüyorsun. Bugün var ya bugün! Ulan bugünü de sikeyim. Bundan seneler evvel bugünü de. Kıskanıyorum etrafımdaki çiftleri, öpüşüyorlar, koklaşıyorlar falan. O anlarda daha çok sövüyorum sana biliyor musun. Yeni yeni küfürler üretiyorum yokluğuna. Özeniyorum ettiğim küfürlere. Neyse sevgili, bugün de biter elbet bu ömür de… Sadece gelmediğin her günün tek tek amına koyayım! Unutamadım işte. Unutamadım….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tuğba Karademir

Reklamlar

Hep Var Ol

Sabah 2 duble şiirle uyandır beni mesela ve birkaç dilim aşk ekle yanına.

Bir iki lokma ızdırap iyi gider akşamları bir tabak hasretinin yanında.

Atıştırmalık biraz heyecan lezzet katabilir belki ve ben uyanıkken bile düşlüyorum seni.

Bilmezsin sen, ben uykuya dalmadan evvel sarhoş gibi olurum.

Ne yazdığımı, ne söyledigimi bilmem.

Dökülürüm susam susam…

Ağzımdan laf alacaksan uykuya 5 kala gel yanıma.

Hiç çekinmeden, utanmadan haykırabilirim seni sevdiğimi.

Belki bağıra bağıra şarkı söyleriz, ben yorgun düşerim.

Uyuya kalırım omzunda.

Müsade de ediyorum, uyurken izleyebilirsin usulca.

Hatta düşünüyorum da birlikte uyusak koyun koyuna, uykuya daha çok aşık olabilirim aslında.

Uyanasım gelmez.

Belki ölürüm kollarında.

Neme lazım belki kabus görür korkarım.

Çığlıklarla uyanırım.

Gözlerimi araladığımda yanımda ol, sen hep var ol…

Tuğba Karademir

Sen aşk mısın?

Sana satırlar adamak geliyor içimden,
susuyorum.
Bin bir çeşit cümleler kurmak istiyorum,
susuyorum.
Sana adanacak her cümle dua değerinde sanki, kabul olur mu dualarım?
Korkuyorum.
Susmak…

Sahi, ben susmaktan nefret ediyorum.

Sen bana hiç susma olur mu? Durmadan konuş, bıkmadan dinlerim ben. 

Yalnız bana konuş yeterki ve sen; yalnız bana yaz böyle özel sözler.
Kendimi bildim bileli hastayım ben oysaki,

sen bana deva olana dek hep o hasta küçük kız olarak kalacağımı sanıyordum.
Şifa niyetine gülüşlerin…
Uluslararası bir suç gibi seninle konuşmak.

Tehlikeli ama cezbedici,

Havva’ya olduğu gibi; tatlı geliyor yasak olan. ürkütücü belki ama çekici…

Etkileyici…

Ben bile keşfedememişken içimdeki en gizemli kentleri,

Bir bir aralıyorsun kapıları,

Ardı arkası kesilmeden açıyorsun kilitleri.

En ücra kuytulara adım atıyorsun usulca.

Ben, beni tanıyorum seninle.

Ben, ilk kez sarhoş oluyorum böylesine.

En kırmızı şarap sensin, kan kırmızısı…

Aşk kırmızısı…

Gece kırmızıya boyanıyor seninle.

Sen…

Sahi sen, aşk mısın?

 

Tuğba Karademir

Bunuburayanedenyazdım? Bendebilmiyorumki.

Bu aralar bende kendimi anlamıyorum arkadaş. Çok öfkeliyim. Kime, neye olduğunu bilmeden. En ufak şeye parlıyorum. Yolda millete sataşıyorum, kavga ediyorum durduk yere. “Gözünün üstünde kaşın var.” diyip millete sataştığımı biliyorum. Sevdiklerimi incitiyorum. Kimseyle konuşmak iyi hissettirmiyor. Bir ara durmayan çenem vardı ya, şimdi açamıyorum onu. Konuşasım gelmiyor. Güldüğüm muhabbetler komik gelmiyor artık. İnsanlar beni güldürmek için çabaladığında artık anlıyorlar tebessümlerimin sahteliğini. Fark ediyorlar. Eskisi kadar iyi yapamıyorum rolümü. Bir kişi dışında kimseyle konuşmak istemiyorum. En yakınlarım bile dahil. Kimseyi tanımak falan da istemiyorum. Etrafımdakiler yeterince fazlayken, gerek yok ki. Hayatımdaki insanları çıkarmanın planlarını yaparken yenilerini ekleyemem. Hem çok kırıcıyım, kabayım, sevdiğim şeylerden bile vazgeçiyorum bu ara. Ben bile bazen kurduğum cümlelere şaşıyorum. Mesela en başta dergi; bu dergi benim hayatımın tümünü kapladı ve ben bundan hoşnuttum zamanında. Bayıla bayıla yapıyordum bu işi. Ama ailem dediğim ekip öyle bir koptu ki… Ben de soğudum bu dergiden. Belki aileyi bir arada tutan ebeveynlerdir ve bana hep anne muamelesi yapıldı bu dergide, belki benim suçum, sizi bu noktaya getiren de benim. Bilmiyorum. Ama karakteri tam oturma çağında olan 11 yaşında bir kız kardeşim var, annem ilk kez bu sene işe girdi. Sınav haftası geldi, çattı. Hangi biriyle ilgilenebilirim ki? Hastalıklar zaten peşimi bırakmıyor. Koşturamıyorum artık. Kafam bin tane şeyle dolu. Gelecek kaygısından söz etmiyorum bile. Anlamanızı beklemiyorum, yorum falan yapmayın bu duruma. Boş ve sahte nasihatlerinize ihtiyacım yok benim. Anlıyormuş gibi yapan tavırlarınız, yeterince sıkıcı. Yanımdaymış rolü yapmayın. Destek oluyor-muş gibi falan. Cidden gerek yok oğlum. Neyse işte, sıkıldım. Diyeceğim şu ki 3. sayı çıkar ve Tuğba dergiyi bırakır. Budur. Dergi ardımda bırakacağım ekibe emanet, artık ne yaparlar Allah bilir. Sahip mi çıkarlar, dağılırlar mı, bilemem. Daha evvel çok sinirlendiğimde falan söyledim hep “bırakıyorum dergiyi!” diye, ani çıkışlar yaptım. Ama bu defa kimseye kızmadan söylüyorum, kimseye kırılmadan. Bu kez ani bir karar değil bu, adam akıllı günlerce ve gecelerce düşünülüp alınmış bir karar. “Tuğba nolur bırakma dergiyi” gibi bir yakarış, bir istek beklemiyorum hiçbirinizden beni bilirsiniz zaten, bana böyle diyin diye blöf yapıp “gidiyorum” ayaklarına yatacak bir insan değilim. Bana gerçekten kim değer veriyo kim sahtekar farkındayım zaten, ağzınızdan duymama gerek yok. Şayet bundan sonra okuluma ve aileme odaklanacağım. İş hayatına atılmak için çok vaktim olacak. Gencim ben ulan, bu yaşım bir daha gelmeyecek. En güzel çağımda, bu kadar sorumluluk alıp ruhen yaşlanmaya ne gerek var ki? Niye sıkayım tatlı canımı oğlum? Bir daha mı gelicem dünyaya anasını satıyım. Bir sürü hastalığım var, hanginizin umrunda? Sürekli hastayım, sürekli ilaçlar falan. Okulda öksürük krizim tutuyo, gebericem nerdeyse, 5 dakika bi endişelenmiş gibi rol yapıyorsunuz, sonra takan yok. Değmezsiniz oğlum canımı sıkmama. Hanginiz değerlisiniz benden? Peh. Ben hep lafını esirgemeyen oldum, yine esirgemiyorum. Kendimden değerlisini bulursam evlenirim zaten. Hahah. Neyse kafamı saçma salak şeylerle yoramam. İlerde elbet mesleğim olacak Allah’ın izniyle, ona saklayacağım tüm enerjimi. Bunu okuyup da Tuğba ukala kibirli kendini beğenmiş bencil benmerkez bi insan falan diye düşünen, kafasında o tarz düşünceler oluşturan olursa onun da ağzına sıçayım, açık ve net. Kıtlığın da böylesi. İllaki kendimi düşüncem oğlum. Bu canı siz mi verdiniz sanki? Sizi mi düşüncem? Yeri geldi mi benden merhametlisi yok zaten, herkese karşı da saygımı korurum, saygı duyulmayacak insanlara bile sırf insan diye tepeden bakmam. En nefret ettiğim şey zaten, kibir! Velhasıl kelam; fazla üstüme gelmeyin bu aralar. Tahmin edemeyeceğiniz kadar kırıcı ve soğuğum. O samimi, cana yakın, neşeli, eğlenceli tuğba tatile çıktı canlarım.
Saygılar… -,-

Sen Tarifi İmkansız’ımsın!

TARİFİ İMKANSIZ’IM…
Sen aşksın, canımı canına katmak istediğim canansın…
Ağzından çıkan tek bir harfe, onlarca satır yazdığımsın.
Aşkın zulüm değil bana, aşktan ağzı yananlar kıskansın.
Sen ki nefesini yaşama sebebi kılansın,
Aşkı acı çekmek sananlar, bizi görüp yanılsın!
Gülüşüyle efkar-ı bütünü yok edebilecek güçtesin ya sevdiğim,
Sen ömrümün geri kalanını geçirmek istediğim…
Bir bakışınla beni Rabb’e şükre boğarsın,
Sen ömrümü adadığımsın…
Yaşamak fiili sen olmadan önce de vardı kabul,
Bundan gayrı sen gidersen benden, canımı alacak Azrail halime acır sevgilim,
Sen ki güneşi bile kendine hayran bırakansın.
Kendini güzel sanan cümle alem seni görüp kendinden utansın!
Sen tarifi imkansız’ımsın…! Okumaya devam et

Biliyorum, özledi.

Bazen derin bir nefes alıyorum.
Hiç veresim gelmiyor.
Tutuyorum uzunca.
Hele ki yalnızsam odamda, morarana, tıkanana kadar tutuyorum o nefesi.
Nefesimi…
Sahi, bana ne güzel de ‘nefesim’ derdi.
Şimdi onu hiç ben olmayan kollar sarıyor, boş gözlerlerle bakıyorlar ona!
Öpüyorlar onu usulca.
Belki de onlarla benimle kurduğu hayalleri yaşıyordur kim bilir?
O sabredemedi.
Sabretseydi, yaşardık ki şimdi birer bire onca hayali.
Şimdi hangi kadının saçlarında geziyor elleri?
Sarıldığı kadınların hiçbiri benim gibi bakamaz ona.
Benim gibi düşünemez onu ve kimse benim kadar uyumlu değil onunla.
Ben onun diğer yarısıyım.
Bir parçasıyım.
O parça boş kaldığında yapboz tamamlanamaz, yerim hep boş kalır.
Sevdiğini söylediği kadınların hiçbirini sevmiyor.
O farkında bile değil.
Hepsinde beni arıyor.
Biliyorum.
Özlüyor ama geçiştiriyor hemen o duyguyu.
Kana kana özlememek için hep aklını, kalbini başka şeylerle meşgul ediyor.
Çünkü özlerse çok, dağları toz eder, dinlemez gururunu da çıkar gelir kapıma.
Biliyorum.
Belki de kendimi avutuyorum ama böylesi iyi oluyor.
Acım hafifliyor be.
Daha az kan sızıyor solumdan.
Böylesi iyi, biliyorum biliyorum o da beni özledi.

Tuğba Karademir

Savaştaki kız gibi…

Ben de bir zamanlar aşka düştüm.

Kanadı dizlerim.

Yırtıldı…

Toz toprak oldu yüzüm,

Tanınmadı…

Yolumu kaybettim.

Tüm yollar ona çıkar oldu.

Güvendim o adama.

Sanki asla gecenin bir yarısı alnıma bir kurşun sıkıp terk etmeyecekmiş gibi,

Ya da göğsümü neşteriyle deşmeyecekmiş gibi…

Çok güvendim.

Bir insana hiç kuşku duymadan güvenmek,

Dünyanın en büyük aptallığı olsa gerek!

Aptaldım.

Bir gün masallardaki prenslere benzettiğim şerefsiz öyle bir gitti ki…

Savaş çıktı tüm dünyada sanki.

Ben o savaşta ailesini kaybeden küçük kız gibiydim.

Yalpaladım.

Sağa sola çarptım.

Sarhoş gibi… Okumaya devam et