Aklı yetim

Aklı yetim sevgilim;

Hep dediğim gibi “Sen hem babam, abim, dostum, sırdaşım, can yoldaşım, eşim, sevgilim… Kısacası her şeyimsin.”

Aklın yetim, evet ama,

Lütfen beni yetim bırakma.

 

Tuğba Karademir

Reklamlar

Bir ayrılık sahnesi

-Merhaba.
+Merhaba… Uzun zaman oldu değil mi?
-Evet, sanırım öyle. Nasılsın?
+İyiyim, sen?
-Ah, teşekkürler. Ben de iyiyim. 
+Saçlarını kestirmişsin.
-Ya evet. Sıcaklarda tahammül edemiyorum da.
+Anlıyorum. “Sana uzun saç çok yakışıyor” derdim hep.
-Öyle mi? Aa evet doğru ya. (Nasıl da okşardın saçlarımı… Koklardın. Bu yüzden kıydım ya onlara zaten.)
+Neyse, gideyim artık. Arkadaşlar bekliyor sahilde.
-Git.. -dedi kadın fısıltıyla- Hep yaptığın gibi…
+Pardon?
-Y-yok bir şey. İyi eğlenceler diyorum.
+Ah, sağ ol. -Elini uzattı adam tokalaşmak için. Kadın duraksadı. Ürktü. O ellere nasıl da hasretti. O da elini uzattı. Tokalaşırken birden sımsıkı sarıldılar.-
-Kokun… Nasıl özlemişim.
+Sus… Bu anı kelimelerle katletme. Yalnızca daha da sokul göğsüme.
-Daha sıkı sarıl… Formunu kaybetmişsin. Kırsana kemiklerimi, ne duruyorsun? dedi gülümseyerek.
+İncitmekten korkuyorum.
-Keşke zamanında endişelenseydin bunun için. 
Adam bir anda çekti kollarını. Tam uzaklaşıyordu kadın elini göğsüne götürdü:
-Bak! Bak tam buram acıyor! Buram buram özledim seni yokluğunda. Güldüğünde yanağında oluşan çizgileri, burnumu boynunda gezdirmeyi… Sesini… Buram buram özledim işte.
+Ben bir saniye daha kalırsam gidemeyeceğim.
-Gitme işte. Lütfen. Gururumu yine serptim ayaklarına bak. Dudaklarımı dudaklarına dikmek istiyorum ben yine. Sen de özlemişsin. Kalp atışlarından belli. Öleceksin heyecandan sanki.
+Ben… Ben gitmek zorundayım. Lütfen böyle yapma. Dedi adam gözleri dolu dolu olmuştu.Kadın iç çekti. Sevindi. Hala gözlerinde kendini görebiliyordu. Adamın telefonu çaldı. Kadın ellerini bıraktı:
-Bak istersen. dedi. Adam telefonuna baktı. “Eşim” yazıyordu. Kadının dünyası başına o an yıkıldı. Dokunamadı bir daha. Parmağına baktı adamın. Evet, yüzüğü oradaydı. Neden daha önce bakmamıştı ki?
Adam konuşacak oldu ki, kadın;
-Ona da böyle sıkı sarıl hep. Hiç gitmeyeceğine inandır onu da. Hoşçakal. Dedi ve arkasına bakmadan gitti. Bu gidiş bu kez gerçekten bitişti…

 

-Tuğba Karademir-

 

 

Bu bir soykırım sevgili!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çok özlemişim.

Yanımda maskelerini deşifre etmemek için kıçını yırtan bunca yüzsüze rağmen gülebiliyorsam tek sebebi sensin.

“Susmak yok” dedim evet, “İçime atmayacağım”.

Ama olmuyor işte huzur kaynağım.

Korkuyorum bir kez daha gidişini seyre dalmaktan.

İhanetlerine bakıyorum, olmuyor. Sıkıca yumuyorum yine gözlerimi.

Yine görmezden geliyorum. Aslında düşünüyorum da; alışmıştım sensizliğe.

Mesaj beklemiyordum da.

Nereden çıkıp geldin yine veya neden?

Madem yapamıyordun bensiz, giderken neyine güvendin?

Bizim sevdamız herkesi imrendirecek cinsten evet de bazen korkuyorum.

Neden gittin, bak bu hala en büyük soru işaretim.

Bir sürü cevap buldum da hiçbiri yakışmadı o soruya.

“Ne yaparsan yap, gitmem” diyen adamı gönderen ne olabilir ki?

Sen giderken ruhumu öldürdün, kalbimi, aklımı, gözlerimi, burnumu, kulaklarımı, kollarımı, bacaklarımı…

Kısacası tüm uzuvlarımı.

 

Ruhumu öldürdün; bir şey hissedemedim senden sonra.

Kalbimi öldürdün; sevemedim bir başkasını.

Aklımı öldürdün; düşünemedim senden sonrasını.

Gözlerimi söktün yerinden; göremedim kimseyi, bakamadım bir başkasına.

Burnum; kokundan başka kokuyu haram bildi.

Kulaklarım; sesinden başka sesi duymamaya yeminli.

Kollarım; yalnız sana açılır sevgili. Başkalarını saramam!

Bacaklarım beni hep sana getiriyor, gidemiyorum senden.

 

Öldürdün beni.

 

Bu bir soykırım sevgili! Sen en azılı katillerden birisin. Her neyse “lütfen”lerimin sahibi;

Lütfen bu kez sözünde dur ve gitme. Ya da neyse, yine “sen bilirsin”.

 

-Tuğba Karademir-